Cevdet Yılmaz 2024 yılı bütçesini sundu

Yılmaz, 2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 2022 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi’ne ilişkin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı sunumda, 2022’de Rusya-Ukrayna savaşı sonucu tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar ve küresel enerji ile gıda fiyatlarının artışı sonucu oluşan olumsuzluklara rağmen, büyümeyi destekleyici politika ve tedbirlerle Türkiye ekonomisinin sınırlı düzeyde etkilendiğini, iktisadi faaliyetin canlılığını sürdürdüğünü belirtti.

Türkiye’nin yüzde 5,5 ile OECD ülkeleri ortalaması olan yüzde 2,9’un oldukça üzerinde bir büyüme oranına ulaştığını ve 13 yıllık kesintisiz büyümesini sürdürerek olumlu ayrıştığını kaydeden Yılmaz, bununla birlikte 2020-2022 döneminde kümülatif olarak, dünya ekonomisi yüzde 7 büyürken Türkiye ekonomisinin yaklaşık yüzde 20 büyüdüğüne işaret etti.

Cevdet Yılmaz, “2023’ün ilk yarısı itibarıyla kuvvetli iç talep ve hizmetler sektörü öncülüğünde yüzde 3,9 büyüme ile son 12 çeyrektir kesintisiz büyüme sürecimiz devam etmiştir. Yılın ikinci yarısında turizm ve iç talepteki seyrin ekonomik faaliyetlerdeki olumlu görünümü koruyarak büyümeyi desteklemesi beklenmektedir. Küresel düzeyde ekonomik durgunluk belirtilerine rağmen 2023 yılı genelinde Türkiye ekonomisinin yüzde 4,4 büyüyeceği tahmin edilmektedir.” diye konuştu.

Türkiye ekonomisinin 2022 yılı itibarıyla yaklaşık 906 milyar dolar Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) büyüklüğüyle dünyada 19’uncu sırada yer aldığını ve IMF raporunda yer alan tahminlere göre bu yıl sonu itibarıyla 17’nci sıraya kadar yükseleceğinin öngörüldüğünü kaydeden Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Satın Alma Gücü Paritesi cinsinden GSYH büyüklüğüne göre ise ülkemizin dünyanın en büyük 11’inci ekonomisi konumunu koruması beklenmektedir. Kaydedilen güçlü büyüme performansıyla 2018 yılında 28 bin 299 dolar olan Satın Alma Gücü Paritesi cinsinden kişi başına gelirin 2023’te artışını sürdürerek 41 bin 354 dolar seviyesine kadar yükselmesi ve 2022’de yüzde 69 olan AB ortalamasına yakınsama oranının yüzde 72,2’ye ulaşması öngörülmektedir. 2024’te ise ekonominin üretim ve talep yönüyle dengeli bir görünüm sergileyerek, büyümenin sürdürülebilir bileşenleri olan net ihracat ve sabit sermaye yatırımlarının ağırlığının arttığı bir yapıyla yüzde 4,0 büyüme oranına ulaşılması hedeflenmektedir.”

“Deprem felaketine rağmen ihracatta küresel payımız artmaya devam ediyor”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, güçlü ekonomik aktivitenin istihdam oluşturma kapasitesi üzerinde olumlu etkileriyle, istihdamın bu yılın ikinci çeyreğinde tarihi yüksek seviyelerine ulaştığını belirterek, “Yılın ikinci yarısında turizm ve iç talepteki seyrin ekonomik faaliyetlerdeki olumlu görünümü koruyarak büyümeyi desteklemesi beklenmektedir. Yılın ilk yarısında net 220 bin istihdam artışı sağlanmış olup 2023 yılı genelinde ekonomideki canlılığın sürmesiyle yıl sonu itibarıyla istihdamdaki yıllık artışın 900 bini aşarak işsizlik oranının yüzde 10,1’e gerilemesi; 2024 yılında ise yüzde 10,3 seviyesinde gerçekleşmesi beklenmektedir. Önümüzdeki üç yıllık süreçte istihdamın yıllık ortalama 909 bin kişi artacağı ve iş gücüne katılım oranlarında öngörülen artışa rağmen işsizlik oranının 2025 yılı itibarıyla tek haneli seviyelere kalıcı olarak düşeceğini tahmin etmekteyiz.” dedi.

Enflasyonun dünya genelinde bir sorun haline geldiği son yıllarda, makroekonomik ve finansal istikrarı kalıcı bir şekilde güçlendirmek amacıyla çeşitli tedbirlerin hayata geçirildiğine dikkati çeken Yılmaz, “Son dönemde para politikasında güncelleme ve makro ihtiyati tedbirlerde sadeleştirme ile parasal aktarım mekanizmasını güçlendirmek, makro finansal istikrarı sağlamlaştırmak amaçlanmıştır. Para ve maliye politikaları arasındaki eş güdümü sağlayan, şeffaf ve güvenilir politika adımlarımızın olumlu etkileri ile 2024 yılının ikinci yarısından itibaren kalıcı bir dezenflasyon sürecine girmeyi bekliyoruz. İçinden geçtiğimiz bu dönemi, geçiş süreci olarak tanımlayarak dezenflasyon sürecinin başlaması için gerekli adımları atmayı sürdürmekteyiz. Bu doğrultuda, enflasyon kalıcı ve düşük tek haneli seviyelere gerileyene kadar tüm politika araçları kararlılıkla kullanılmaya devam edilecektir.” değerlendirmelerinde bulundu.

Cevdet Yılmaz, bu yıl küresel ölçekte devam eden sıkılaştırıcı para politikası uygulamalarının ekonomik aktivite üzerindeki etkilerinin özellikle ana ihracat pazarı olan Avrupa ekonomilerinde daha da şiddetli bir şekilde hissedildiğini ifade ederek, Avrupa ekonomileri için büyüme beklentilerinin, salgın dönemi hariç tutulduğunda son yılların en düşük seviyesine indiğini anlattı.

Yılmaz, şöyle konuştu:

“Buna rağmen 2023 yılı Eylül ayı itibarıyla yıllıklandırılmış ihracatımız 253,5 milyar dolar seviyelerinde bulunmaktadır. Zayıflayan dış pazar ve Şubat ayında yaşadığımız deprem felaketine rağmen ihracatta küresel payımız artmaya devam etmektedir. Küresel ihracattan aldığımız pay yılın ilk çeyreğinde yüzde 1,03; ikinci çeyreğinde ise yüzde 1,05 düzeyinde gerçekleşmiştir. Bu artışta, dış pazarlarda aktif bir şekilde faaliyet gösteren ihracatçılarımız ile onlara uygun bir iş yapma ortamı sunan politikalarımız temel belirleyici unsurlar olmuştur. 2024 yılında ihracat hedefimiz olan 267 milyar dolara ulaşmak için gerekli tüm politika adımları hayata geçirilecektir. Küresel düzeyde yeni eğilimleri dikkate alarak rekabetçiliği güçlendirmek ve tedarik zincirlerinde yaşanan değişimlerle ortaya çıkacak fırsatlardan azami ölçüde yararlanmak üzere tüm gücümüzle çalışmayı sürdüreceğiz.”

“KOBİ’lere sağlanan kredilerin payı yüzde 27,9’a çıkmıştır”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, ithalat tarafında ise gelecek dönemde sıkılaştırıcı politikaların da etkisiyle son iki aydır süregelen düşüşün devam edeceğini ve cari işlemler dengesinde iyileşme yaşanacağını öngördüklerini bildirdi.

Türkiye’nin turizm geliri ve ziyaretçi sayısı açısından salgın öncesinden daha güçlü bir performans sergilediğini, bu gelişmelerin hizmetler dengesi üzerinden cari işlemler dengesine olumlu yansımalarını sürdürdüğünü dile getiren Yılmaz, “Turizm sektörünün güçlü performansıyla 2023 yılı sonunda turizm gelirlerimizin 55,6 milyar dolar ile rekor bir seviyeye ulaşmasını bekliyoruz. Bu gelişmeler neticesinde 2023 yılı sonu itibarıyla cari işlemler açığının GSYH oranının yüzde 4 seviyesinde gerçekleşmesi beklenmektedir.” şeklinde konuştu.

Yılmaz, finansal piyasaların görünümüne bakıldığında Eylül 2023 itibarıyla bankacılık sektörünün tahsili gecikmiş alacaklar oranının yüzde 1,5 ile tarihi düşük seviyelere gerilediğini ifade ederek, Ağustos 2023 itibarıyla yüzde 18,5 olan Sermaye Yeterlilik Rasyosu’nun da sektörün beklenmeyen şoklara karşı güçlü tamponlara sahip olduğunu gösterdiğini söyledi.

Türkiye’nin, hanehalkı ve reel sektör borçluluğu bakımından düşük bir riskliliğe sahip olduğuna dikkati çeken Yılmaz, Uluslararası Ödemeler Bankası veri tabanına göre, 2023 yılı ilk çeyreği itibarıyla Türkiye’nin hanehalkı borcunun GSYH’ye oranı yüzde 11,4 iken, gelişmekte olan ülke ağırlıklı ortalamasının yüzde 48,4 olduğunu belirtti.

Yılmaz, “Türkiye, finansal kesim dışındaki firmaların borcunun GSYH’ye oranında da 2023 yılı ilk çeyreği itibarıyla yüzde 51,9 ile düşük riskliliğe sahiptir. Aynı dönemde gelişmekte olan ülke ağırlıklı ortalaması yüzde 111,4’tür. İhracat, yatırım ve üretimi desteklemek amacıyla etkileri 2022 yılı ikinci çeyreğinden bu yana izlenen hedefli kredi politikaları sonucunda bu kredilerin; toplam krediler içindeki payı 2022 yılı mart ayındaki yüzde 17,5 seviyesinden 2023 yılı ağustos ayı itibarıyla yüzde 19,4 seviyesine yükselmiştir. Aynı dönemde KOBİ’lere sağlanan kredilerin payı ise yüzde 23’ten yüzde 27,9’a çıkmıştır.” bilgisini verdi.

Bu yıl haziran ayından itibaren para politikasında kademeli faiz artışı ve makro ihtiyati politikalarda sadeleşme sürecinin yürütüldüğünü anımsatan Yılmaz, “Atılan adımlarla kredi piyasasının işlevselliği artırılırken tüketici kredilerindeki artışların daha dengeli bir patikaya gelmesi sağlanmıştır. Yıllık tüketici kredi artışı 2023 yılı Nisan ayında en yüksek değerini gördükten sonra Eylül ayı itibarıyla yüzde 50’nin altına gerilemiştir.” diye konuştu.

Yılmaz, hazine destekli KGF paketleri hazırlanırken yatırım ve ihracat odaklı amaçlar ön planda tutularak kredilerin öncelikli sektörlere kullandırılmasına özen gösterildiğini ifade etti.

“Toplam 7,5 milyar dolar dış finansman sağlanmıştır”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, merkezi yönetim yurt içi borç stokunun vadeye kalan süresinde de iyileşmenin sürdüğünü dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“2021 yılında 3 yıl olan iç borçlanmanın ortalama vadesi 2022 yılında 3,6 yıla, 2023 yılının ağustos ayı itibarıyla ise 3,8 yıla yükselmiştir. 2023 yılı dış finansman programı çerçevesinde, nisan ayında Hazine tarafından uluslararası piyasalarda ilk yeşil tahvil ihracı gerçekleştirilmiş, 2,5 milyar dolar tutarındaki ihraçta, ihraç tutarının üç katından fazla talep gelmiştir. Söz konusu yeşil tahvil ihracı ile ocak ve mart aylarında gerçekleştirilen diğer iki ihraçla birlikte toplam 7,5 milyar dolar tutarında dış finansman sağlanmıştır.”

AB tanımlı genel yönetim borç stokunun, milli gelire oranla oldukça düşük seviyede bulunduğunu belirten Yılmaz, 2021 yılı sonuna göre 10,1 puan düzeyinde bir gerilemeyle 2022’de yüzde 31,7 seviyesinde gerçekleşen AB tanımlı genel yönetim borç stokunun GSYH’ye oranının bu yılın ikinci çeyreği itibarıyla yüzde 34 olarak gerçekleştiğini anlattı. Yılmaz, bu oranın AB ülkelerinde bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 83,7 olarak gerçekleştiğini aktardı.

Cevdet Yılmaz, mart 2023 itibarıyla Uluslararası Ödemeler Bankası verilerine göre kamu borç stokunun milli gelire oranının, gelişmekte olan ülkelerde yüzde 67,4; gelişmiş ülkelerde yüzde 109,1 iken Türkiye’de yüzde 31,1 olarak gerçekleştiğini bildirdi.

Türkiye ekonomisinin hedeflenen güçlü ve istikrarlı büyümeyi sağlaması için yurt içi tasarrufların önem taşıdığını ifade eden Yılmaz, “2021 yılında GSYH’ye oranla yüzde 30,6 olarak gerçekleşen yurt içi tasarruf oranı, iç tüketimdeki artışa bağlı olarak 2022 yılında yüzde 30,0 olarak gerçekleşmiştir. 2003 yılında faaliyete başlayan Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve 2017 yılında yürürlüğe giren Otomatik Katılım Sistemi (OKS), devletimizin teşvikleriyle birlikte tasarrufların artırılmasında önemli bir rol oynamaktadır.” şeklinde konuştu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x